İnsanın Tanımına Dair ders notları…

İnsanın Tanımına Dair ders notları…

İnsanın Tanımına Dair başlıklı videoyu yayınlandıktan 2 hafta sonra izleyebildim ve her zamanki gibi kalem ve kâğıdımla ve müthiş bir heyecanla ekranın karşısına geçtim. Genelde notları bilgisayar başında dinlerken, kaydı durdurup alıyordum ama evde kalmak zorunda olduğumuz şu günlerde bilgisayarıma oyun oynamak için kızım el koyduğundan bana sevmediğim telefon ekranı kaldı.

Ben 40 yıldır yanıyorum, siz de yanacaksınız mesajıyla biten Dücane Cündioğlu’nun YouTube kanalının ilk videosu başlayan bir ders serisinin ilk videosu olması açısından önemli. Anadolu’nun bağrında hakikate susadığını iddia eden ama gerçekte iyi bir egoist olan ben; şu sıralar (aslında uzunca bir müddettir) sadece bir hakikat arayışı olarak felsefe muhabbetlerinden zevk alıyorum.

Dünyalık gündemlerimin yoğun olması sebebiyle uzun zamandır Twitter’da devam ettirdiğim düşünce takipçiliğini tam verimli olarak yapamasam da 19 Nisan 2020 günü kendime bir zaman oluşturup ruhumu yenilemek istedim ve dersin sonunda da aldığım notları yazıya geçirmenin faydalı olacağına karar verdim.

Geriye dönüp eski yazılarıma göz atmak kendi hayatımdaki ilerleme veya gerileme; değişim ve dönüşümleri takip etmem açısından faydalı oluyor. Dücane Cündioğlu’nun da bu son kararı kendisinin içerisinden geçtiği değişim ve dönüşümlerin geldiği son noktayı anlama ve algılamamız için çok yerinde olmuştur. Emeklerinden dolayı teşekkür ederim.

Not: Aşağıdaki cümlelerin kimi direk alıntı cümle, kimi benim aklıma gelen fikirlerle harmanlanmış hali ve sonuç olarak benim filtrelediğim kendime not niteliğinde bir metindir. O yüzden bizzat herkesin video kaydını izlemesi daha verimli olabilir.

İnsan nedeni olmayan şeyleri anlayamaz. Bilinçli bir neden ile izah edemediği durumları açıklayamaz. Bilinçsiz bir felaketi (deprem, sel, salgın vb.) açıklayamadığından ondan kaynaklı ölümleri de pek ciddiye almaz. Bir intihar daha çok düşünülesi ve konuşulasıdır arkasında yatan nedeni öğrenebileceğimiz veya tahmin edeceğimiz için.

Konuyla ilgili önerilen Nedensiz şiddet yazısı: http://ducanecundioglusimurggrubu.blogspot.com/2016/09/nedensiz-siddet.html

Modernleşmenin insanı köleleştiren yönleri olduğu gibi teknolojinin getirdiği imkânlarla (olabildiğinde masrafsız evden canlı yayın yaparak) özgürleştirdiği yönleri de vardır.
Bilmek ve tanımak arasındaki farklar nedir?
Kendini bilmek, kendini tanımak…
Allahı bilmek, Allahı tanımak…
Allah alimdir, Allah arif midir?
Sözcüklerin/kelimelerin bir genel anlamları bir de terim/ıstılah anlamları vardır. Buna argo da örnek verilebilir. Argo’da kelimeler birinci anlamlarından farklı anlamlarda kullanılır. Terimler bilim insanları tarafından özel anlamlarıyla kullanılır. Beyaz kadın ticaretindeki beyaz kadın ifadesi uyuşturu maddeler için kullanılmaktadır.
Şahit olmak nedir? Bir aynanın gösterebildiği kadara şahit olabilen insan nasıl Allah’ın varlığına şehadet edebiliyor?
Tanım nedir?
Tanım, definition içerisindeki finite ile alakalı olarak olarak sınırlıdır/sonludur. Her tanım bir sınır çizdiğinden eksik olarak kabul edilebilir. Tanımın eş anlamlısı tarif etmektir. Tarif için arif olmak gerekir.
Anne? Annelik? Anneniz? nasıl tanımlanabilir?
İnsanın tanımı ile ilgili ilk yazılı eserlere bakmak gerekir. İlyada ve Odysseia-Homeros (https://www.kitapyurdu.com/kitap/ilyada-ve-odysseiahomeros/142831.html) okumayanların okuması gereken bir görgü belirtecidir aynen Yunus Emre, Mevlana veya Nazım Hikmet okumak gibi. Bunları okumadığınız zaman bilgisiz olmazsınız ama görgüsüz olabilirsiniz.
Homeros ve Yunus Emre birer şahıs değil, Homeroslar ve Yunus Emreler vardır.
İlk yapılan insan tanımı: “Tanrılar ölümsüzdür, insanlar ölümlüdür.” Şeklindedir.
Mitolojik eserler takip edildiği zaman Tanrıların da insanlar gibi süreçte akıllandığı görülecektir.
Akıl ve düşünme ilk başlarda şeytan ile özdeşleştirilmiş hasletlerdir.
İnsanlar için kahramanlar önemlidir. Bir kahraman güçlü, cesur ve tutkuludur ama akıllı değildir çünkü akıllı olsa kahraman olmaz. Mecnun da akıllı değildir zira deli olduğundan Mecnun ismini almıştır.
Ölümsüz akıllılar: Tanrılar, Ölümlü akıllılar: İnsanlar, Ölümlü akılsızlar: Hayvanlar şeklinde bir tanımlama yapılmıştır.
Bu noktada görgüsünü ve kültürünü artırmak isteyenler için İsmail Gezgin’in Homeros anlatıları önerilmiştir:
https://www.youtube.com/channel/UCz7egy8AriKqyR80_PLyrFA/videos
Platon’un Diyaloglar (https://www.kitapyurdu.com/kitap/diyaloglar-1/16623.html) ve Sofist (https://www.kitapyurdu.com/kitap/sofist/380860.html) kitabı tavsiye edilmiştir.
Sokrates felsefeye tanımlamayı sokmuştur. Böylece diyalektik ile sürekli karşısındakinin alanını daraltarak sonuca ulaşmaktadır.
Kitabu’l Hudud, Platon’a atfedilen ama onun olmayan Platoncu bir eserdir. Adından da anlaşılacağı üzere sınır çizmektedir.
Tanım efradını cami ağyarını mani olmalıdır, yani kendisi ile alakalı her şey barındırırken kendisiyle alakasız her şeyi dışarıda bırakmalıdır. İnsan bir cisimdir. İnsan bir varlıktır. İnsan bir canlıdır. Hepsi birer tanım olmasına rağmen iyi bir tanım değillerdir.
İlginç olan ise felsefeye tanımı kazandırmış olan Soktates’in öğrencilerinden Antisthenes ve Diyojen tanım işine karşı çıkmışlardır.
Sohbetin tam bu kısmında Dücane Cündioğlu felsefeci olunur mu doğulur mu tartışmasına geçiş yaparak yeri gelmişken geçtiğimiz günlerde akademik felsefe eğitimini büyümseyerek Dücane Cündioğlu’nu küçümsemeye çalıştığını zanneden bir akademisyenin şahsında bu fikre karşı argümanlarını sıralamıştır.
Akademi’yi Platon’un kurduğunu ve Aristo’nun Akademi’de yetiştiğini o yüzden Aristo’nun felsefeci olduğunu yani felsefeyi bir bilme biçimi olarak gördüğünü ama Sokrates’in felsefeyi bir yaşama biçimi olarak gördüğünü ve Sokrates’in hepsinin hocası olduğunu vurgulamıştır. Burada akademideki felsefecilerin felsefeyi bir kadavra olarak gördüklerini ve onu mıncıkladıklarını ve bu yaptıklarının devlet tarafından kendilerine verilen bir rol çerçevesinde olduğunu net ve sert bir şekilde belirtmiştir. Felsefe bölümü akademisyenlerini de morg işçisine benzetmesiyle siz hepiniz ben tek anlayışıyla yeni bir savaş başlatarak, akılsız dediği kahramanlara bir özentisi olduğunu da belli etmiştir 
Naçizane buradaki eleştirim akademide olduğu halde felsefeyi bir yaşam biçimi olarak uygulamaya çalışanların dışarıda bırakılmasıdır. Bu dâhil bütün genellemelerin yanlış olduğunu bilen Dücane Cündioğlu, doktora eğitimini de arşiv taraması veya tarih çalışması olarak değerlendirmiş olsa da birçok bilim dalında doktora ile bilime yenilik katıldığının da gözden kaçmaması gerektiğini vurgulamak isterim.
Bir ara heyecanlanıp Felsefe lisansı okuma hayallerimi de böylece çöpe atmış oldum 
Bir şeyi bilmek ile bir şeyi yaşamak arasındaki ayrımı Aristo’nun Büyük İskender’e yaptığı danışmanlık çerçevesinde “Ahirete inanan birisi nasıl bir dünyaperest bir imparatora danışman olabilir?” sorusu çerçevesinde tartışması çok ilgimi çekti. Günümüze de atıfta bulunarak siyasetçilere danışman olan felsefecilere/filozoflara ne denmeli? şeklindeki soru da can alıcıdır.
Bu noktada Kaan H. Ökten’in Kant ve Prusya’daki Dini Sansür başlıklı makalesi önerilmiştir: http://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/207129
İdeallerinden taviz vermeden geri adım atma işi şu anda öğrenmek istediğim, mümkünse kazanmak istediğim bir beceri. Bu makalede onunla ilgili bilgiler olduğundan bahsedilmiş. Bu yazı bitince hemen onu okuyacağım.
Bir başka filozof olan İngiliz John Locke’un ise av yaptığı, av hayvanlarını misafirlerine ikram ettiğini ve köle ticaretinden geçimini yaptığını vurgulayan Dücane Cündioğlu bu noktada pragmatizmin öne çıktığını vurgulamıştır.
Kiniklerin yaşamına ilişkin ise Georg Luck’un Köpeklerin Bilgeliği Antikçağ Kiniklerinden Mektuplar(https://www.kitapyurdu.com/kitap/kopeklerin-bilgeligi-amp-antikcag-kiniklerinden-mektuplar/256625.html ) kitabı önerilmiştir.
Felsefe kavramın bilgisidir, theoria kavram demektir. Teorik us’a sahip olmayanlar felsefe yapamaz. Antisthenes, Platon’u eleştirerek At’ı görüyorum ama Atlık’ı göremiyorum dediği zaman hakikatın görünenden ötede olduğunu belirtmiştir.
Diyojen ise Platon’un insan tanımına (İnsan iki ayaklı ve tüysüz bir canlıdır) eleştiri için bir horozun tüylerini yolup Akademi’ye getirmiştir. Bunu üzerine tanıma geniş tırnaklı şeklinde bir ibarenin eklendiği iddia edilse de çok inandırıcı değildir.
Not: Platon, Diyojen ve Antisthenes aynı zaman diliminde yaşamış mı bilmiyorum.
Burada Diyojen’in yapmak istediği netleşeni reddetmektir. Kinikler toplumsal olana, kültürel olana, insanların genel olarak kabul ettiklerine aykırı hareket ederek özgürlüğü savunmaktadır. Kültürün yapaylığına eleştiri için insanın en ilkel formu olan çıplaklığa bir dönüş yapılmaktadır. FKK hareketi (“özgür beden kültürü”) ile ilgili de araştırmalar yapılabilir.
Konuya dönecek olursak Platon İnsan için;
İnsan canlı, ölümlü, iki ayaklı, kanatsız veya tüysüz, nefes alan (ruhu olan),akıllı, bilme yeteneği olan, yürüyen, sırtı dik, yarık ayaklı (parmak araları boşluklu) bir varlıktır şeklinde bir tanım yapmıştır.
Aristo ise bu tanımdan hoşlanmayarak özsel bir tanım ortaya koymuştur:
İnsan akıllı (logos) olan ve ölümlü bir canlıdır.
Antik Yunan’dan çeviriler yapılırken ölümsüz olan Tanrılar, ölümsüz olan melekler şeklinde çevrilmiştir. Hıristiyanlık için uygun olan bu yaklaşım İslam için de uygun olduğundan çeviri bu şekilde süregelmiştir. Ayrıca başlangıçta Olimpos dağında oturan Tanrılar insanlar eriştikçe önce bulutlara, sonra gökyüzüne en sonunda da gök ötesine taşınmıştır. İnsan akıllandıkça tanrıların akıllanması, insan bilinçlendikçe tanrıların bilinçlenmesi ve insan eriştikçe tanrıların uzaklaşması bu dersten aldığım önemli bilgilerdendir.

Aile bireylerinin İnsan nedir? sorusuna verdikleri cevaplarlarla yazıyı bitiriyorum:
Z.Ş: “Allah’ın yarattığı bir canlıdır.”
R.F: “Çamurdan yaratılmış bir varlıktır.”
F.G: …

Bir düşünce üzerine “İnsanın Tanımına Dair ders notları…

  1. Geri İzleme: Tanım Teorileri: Platon'un İnsanı ders notları… | Ahmet Cevahir ÇINAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir